Kürk Mantolu Madonna’dan Genç İnsan İçin Çıkarılacak Dersler
- Öz. öz

- 27 Kas
- 2 dakikada okunur
Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanı uzun yıllardır özellikle genç okurlar arasında yaygın bir etkiye sahip. Ancak bu etkiye bakıldığında romanın edebî yönünden çok, genç insanın duygu–irade dünyasında bıraktığı izlerin daha belirleyici olduğu görülür. Romanın merkezindeki Raif Efendi karakteri çoğu zaman “duygusal, iyi niyetli, kırılgan” gibi sıfatlarla anılır. Fakat derine bakıldığında bu sıfatların ardında duran şey, genç insanın yüzleşmesi gereken önemli bir hakikati karşımıza çıkarır: Duygu tek başına yön verici değildir. Hayatı taşıyabilen, duyguyu eyleme dönüştürebilen bir irade omurgası gerekir.
Raif Efendi duygu açısından zengin bir karakterdir; ama bu zenginlik bir derinlik değil, çoğu zaman bir yük hâline gelir. Çünkü o duygularını düzenleyemez, kendi iradesini kuramaz, sınır çizemediği için hayata karşı edilgen bir tavır geliştirir. Buradan gençlere çıkan ilk ders şudur: Duygu sahibi olmak sizi güçlü kılmaz; duyguyu taşıyacak iradeyi geliştirmek güç verir. Duygusal yoğunluk bir değer değildir; davranışa dönüştüğünde anlam kazanır.
Genç insan için en kritik konulardan biri “erteleme” meselesidir. Raif Efendi’nin trajedisi çoğu zaman büyük hatalardan değil, gecikmiş kararlardan doğar. Söyleyemediği sözler, atamadığı adımlar, açıklayamadığı hisler zamanla hayatını kuşatan bir sis hâline gelir. Bu yüzden gençler için temel uyarı nettir: Bugün söylemediğin, bugün yapmadığın şey yarın seni taşıyamaz. Erteleme, insanın ruhunu yavaşça çökerterek edilgenliğe mahkûm eder.
Romanın gençlere sunduğu bir başka önemli ders, sınır koymanın ahlaki bir gereklilik olduğudur. Raif Efendi, iyi olmak uğruna kendinden vazgeçen bir karakterdir. Bu onu ister istemez kırılgan, yönsüz ve zayıf hâle getirir. Genç insan için doğru olan, başkalarını incitmemek adına kendini yok saymak değil; ölçülü ve temiz bir sınır anlayışı geliştirmektir. Sınır koymak sertlik değil, kişiliğin korunmasıdır. Sınırı olmayan genç hem duygusal olarak savrulur hem de kendi hayatının sorumluluğunu üstlenemez hâle gelir.
Romanın çok konuşulan karakteri Maria Puder ise gençler için bir başka önemli uyarıyı taşır. Maria, gerçek bir insan olmaktan çok, okurun kendi arzularını ve beklentilerini yüklediği bir semboldür. Bu idealizasyon, genç insanın ilişkilerde gerçeklikten uzaklaşmasına neden olur. Gerçek hayatta kimse kusursuz değildir ve kimse içimizdeki boşluğu tamamen dolduramaz. Bu nedenle gençlerin öğrenmesi gereken şudur: Hayatta idealize ettiğin birini aramak, gerçekte karşına çıkan insanı değersizleştirir. İdeal aşk beklentisi, kişiyi kırılgan ve savrulmaya açık hâle getirir.
Romanın en önemli kültürel izdüşümlerinden biri, toplumumuzda yaygın olan “hüzün romantizmi”nin gençlerde bıraktığı izdir. Gençler çoğu zaman hüzünlü bir hayatın “derinlik” gösterdiğini zanneder. Oysa hüzün işlenmediğinde insanı büyütmez; sadece durdurur. Bu yüzden gençler için net bir çağrı gerekir: Hüzünde konakla ama orada ev kurma. Acıdan anlam çıkar; ama acıyı kimliğinin temeline koyma.
Genç insanın hayatını sağlamlaştıracak en önemli yapı taşlarından biri ise kimlik–sorumluluk–eylem üçlüsüdür. Kim olduğu, hangi değerin peşinden gittiği ve bugün bunun için ne yaptığı… Bu üç soruya dürüstçe cevap verebilen genç, duygularını düzenleyebilir, iradesini inşa edebilir ve davranışlarında tutarlılık gösterebilir. Aksi hâlde duygular kişinin sırtına yük olur; yön tayin etmesi gereken yerde yönü bulandırır.
Son olarak, genç insan için en temel ders şudur:
Duygular akıştır; yönü irade verir.
Duygusunu dinleyen ama iradesini geliştiren genç, hayatta savrulmaz. Ne bohem savrukluğa düşer ne edilgen bir hayatın gölgesinde yaşar. Romanın okurunda sık görülen edilgen bohem damar, irade eksikliğinin bir sonucudur; genç insan içinse bu damardan uzak durmak, geleceğini sağlamlaştırmanın önkoşuludur.
Kürk Mantolu Madonna, genç insanı aşkın büyüsüne değil; kişiliğin inşasına çağıran bir metindir. Duyguların taşkın değil, tertipli; iradenin zayıf değil, toparlayıcı olması gerektiğini hatırlatır. Bu romanı okuyan gençler, duyguyu kutsamayı değil, duyguyu taşıyacak omurgayı kurmayı öğrenirse, metnin gölgesinde değil, hakikatinde yürümüş olurlar.

Yorumlar