Kürk Mantolu Madonna Üzerine Kısa Bir İnceleme
- Öz. öz

- 27 Kas
- 2 dakikada okunur
Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanı, Türkiye’de uzun yıllardır geniş bir okur kitlesi buluyor. Fakat romanın bu denli ilgi görmesini, yalnızca edebi değerleriyle açıklamak eksik kalır. Romanın etrafında oluşan okur psikolojisi, kültürel yaralar ve duygusal boşluklar dikkate alındığında, metnin neden hâlâ canlılığını koruduğu daha berrak görünür. Raif Efendi’nin hikâyesi, yüzeyi hüzünle kaplı olsa da aslında derinlerde bir edilgenlik kültürünün aynasını taşır.
Raif Efendi, çoğu yorumda “duyarlı bir karakter” olarak sunulur. Oysa karakterin duyarlılığının altında güçlü bir ahlaki omurga ya da fıtrî bir kişilik bütünlüğü yoktur. Bu nedenle onun “iyi insanlığı” bir erdemden çok bir yönsüzlük biçimidir. İçine kapanıklığı da sezgisel bir derinliğin değil, bir türlü taşıyamadığı duyguların sonucudur. Raif Efendi yaptığı için değil, yapamadığı için vardır. Sınır koyamaz, karar veremez, kendini gerçekleştiremez. Bu edilgenlik, onun bütün eylemlerini sancılı hâle getirir. İç dünyası sürekli titreşim hâlindedir ama bu titreşim davranışa dönüşmez; karakterin trajedisi de buradadır.
Romanın Türkiye’de bu kadar sevilmesinin kökünde işte bu edilgenlik vardır. Çünkü Raif Efendi’nin yaşadığı duygu dünyası, bu topraklarda yaygın bir başka kırılmaya denk düşer: duygusal omurga eksikliği. Birçok okur, kendi hayal kırıklıklarını, ertelenmiş hayatlarını ve söyleyemediklerini Raif’in sessizliğinde bulur. Roman bir ölçüde, insanların taşıyamadığı duyguları estetize ederek onlara bir sığınak sunar. Raif Efendi’nin hüznü bir tür teselliye dönüşür; çünkü bu hüzünde bir “haklılık payı” aranır. Okur kendine “ben de anlaşılamadım” diyebileceği bir ara mekân bulur.
Maria Puder ise gerçek bir kadın olmaktan çok, okurun kendi iç arzularına taktığı bir maske gibidir. O, “beni olduğu gibi görecek biri” arzusunun sembolleşmiş hâlidir. İdealize edilmiştir; canlı bir kişilikten çok bir aynadır. Bu yönüyle roman, gerçek bir aşk hikâyesi anlatmaz; idealize edilmiş kabul edilme isteğini anlatır. Özellikle duygusal yalnızlığın yoğun olduğu modern birey için bu idealizasyon rahatlatıcıdır.
Sonuç olarak Kürk Mantolu Madonna, edebi özgünlüğünden ziyade, toplumda karşılık bulan bir duygu damarına yaslandığı için yaşıyor. Roman, eylemsizliğin estetikleştirildiği, melankolinin kimlik hâline geldiği kültürel ortamda bir çeşit “duygusal liman” görevi görüyor. Raif Efendi bohem değildir ama onu seven okurun psikolojik arka planında boheme benzeyen bir savrulma, bir acı romantizmi bulunur. Bu nedenle roman bir edebiyat klasiği olmaktan çok, Türkiye’deki edilgenlik kültürünün sessiz ama güçlü bir göstergesi olarak varlığını sürdürüyor.

Yorumlar